“Her şeyin ‘baht meselesi’ olduğuna şüphem yok artık. Ama iyi ama kötü, ama tatlı ama acı. Nedir baht benim için? Lütuf, hediye, kader, tâlih, acizlik, hiçlik, sürpriz vs. Bütün bu mânâlar var ‘baht’ kelimesinin içinde, öyle hissediyorum.” Süleyman Ragıp Yazıcılar’ın yeni kitabı
Baht Meselesi’nin önsözünden bu satırlar. Bu satırları okuduğum ilk an, “bu ne güzel bir bilinç” dedim kendi kendime. Hayat denilen muammanın içinde tutunabileceğim bir dal uzatılmıştı sanki bu kelimelerle. Her anı yeni bir bilinmezi aralayan dünyada geçirdiğimiz bu vakitlerde, bahtımızla barışmak, onunla dost olmaktan öte yaptığımız her şey, içimizdeki acıyı arttırıyordu sadece. Sayfaları biraz daha çevirdiğimde, bunların yaşanmadan yazılamayacağına çoktan kani olmuştum. Baht Meselesi, yazarın kişisel öyküsünün en naif kısımlarının bir araya getirilmesi desem yanlış bir söz olmaz sanırım. Fakat yanlış anlaşılmalara mahal vermemek için şunu belirtmek gerekir: Kronolojik bir sıranın takip edildiği, otobiyografik…
Tam metin abonelikle açılır
Yazının devamını okumak için abone olun.
Abone ol