kulaklarımızı çınlatıyor. Binlerce zorundalık içerisinde oradan oraya savrularak “bir şeyler” üretmeye, öğrenmeye, yapmaya çalışıyoruz. Belirli bir uyanma saatimiz, kahvaltı saatimiz, o saatimiz bu saatimiz çerçevesinde tekdüze bir yaşam sürüyor ve buna “zamanı verimli kullanmak.” diyoruz. Belki de sabah ve akşam ritüellerimizle hayatımızı disipline ettiğimizi düşünüyoruz. Bütün bunları mekanik bir küçük gözün danışmanlığında yapıyor, en ufak bir sapmada huzursuz oluyoruz. Bu hal bizi mükemmeliyetçiliğe itiyor ve bir an olsun durup nefes alabilmeyi “boşa geçmiş zaman” olarak nitelendiriyoruz. Kolumuzdaki o mekanik küçük göz, zihnimizden başlıyor bizi kemirmeye. Kalbimize dek iniyor; hayret sahibi olma istidadım…