-İlk kitabınız bir sinema kitabı. Sizi yazmaya iten neydi? Sinemayı aşağı yukarı yirmi yaşımda sevdim. Hatta edebiyatı çok sevdiğim için sinemayı sevdim de diyebilirim. Edebiyata olan bu bitimsiz sevgimi sinemaya yaklaştırınca kaçınılmaz olarak sinema yazarlığı ortaya çıktı. Bir film yönetmeni olamayacağımı çok
iyi biliyorum. Film çekmek yazarlığa göre çok daha kolektif bir iş. Sinemanın o kolektif yanında kendime yer bulamam. Ancak sinema yazarlığı çok daha kendine has bir dünya yaratmayı ve orada var olmayı gerektiriyor. Bu da bana çok daha uygun geliyor. Bu “yönetmenlik-eleştirmenlik” karşıtlığında da karşıma çıkan bir isim yolumu aydınlattı: François Truffaut. Kendisi Fransız Yeni Dalgası akımının öne çıkan birkaç yönetmeninden biri. Ancak yönetmenliğinden önce eleştirmenliği geliyor. “Cahiers du Cinema” (Sinema Defterleri) dergisinde uzun yıllar yazdığı sıkı film eleştirileriyle dikkat çekmiş bir sinefil yönetmen o. Filmler üzerine yazmakta karar kılmamda en etkili rolü François Truffaut oynadı diyebilirim. Özetl…
Tam metin abonelikle açılır
Yazının devamını okumak için abone olun.
Abone ol