İnsan yaratılmış olmakla, yeryüzüne gönderilmiş olmakla, bir anlamda Allah’tan gayrı düşmüş, yara almıştır. Sefillerin sefili denilen bu alemde eksiktir. Bilerek veya bilmeyerek bütünlüğü, tamlığı, kemali, vahdeti arar. Ve bu arayış bir nevi kendi tedavisine kavuşmak için eksikliklerini tamamlamak, çatışmalarını çözümlemek, yaralarını sağaltmak
içindir. İnsanın en büyük günahının bilinçsizlik olduğunu ifade eden (s. 120) İsviçreli Psikiyatrist Carl Gustav Jung (1875-1961) insan için bir “kök-anlam” arayıcısıdır. İkinci bir yaratıcı olarak kendini, yani insanı, anlam yaratmaya memur ve sorumlu ilan ederken, kendi ifadesiyle “yaralı şifacı” olarak çıktığı bu yolculukta keşfettiklerini de cemiyete tohumlama ödevi olarak üstlenmiştir. Bireyselleşme ve Bütünleşme Felsefeden mitolojiye, simyadan edebiyata kadar çok geniş bir sahadan istifade eden ve aslında derinliği de bu kapsamlı yaklaşımından doğan Jung, insanın bireysel kurtuluşunun “dinsel” bir merkezde bütünleşmeyle mümkün olacağını vurgularken, bu merkezi, her insanın özgün (ama nesnel) kendiliğinde…
Tam metin abonelikle açılır
Yazının devamını okumak için abone olun.
Abone ol