dökülebileceğini öğrendim. Henüz lise sıralarında kitaplara böylesine düşkün biri olarak, bu romanla yaşadığım okuma serüveni beni yalnızca bir okur olmaktan çıkarıp, düşünen, hisseden ve yazmak isteyen birine dönüştürdü. Romanın ilk cümlesiyle birlikte ölümle tanışıyoruz: “Şimdi ölmüş olduğumu söyleyerek söze başlasam ne dersiniz?” Bu cümlede beni sarsan sadece ölünün konuşması değil, bir metnin sınırlarının nasıl esnetilebileceğiydi. Orhan Pamuk, roman boyunca farklı sesleri birbirine çarptırıyor: Bir köpek, bir ağaç, bir nakkaş, bir şehzade, hatta bir renk... Her biri kendi dünyasından anlatıyor. Bu çeşitlilik, anlatıya derinlik ve benzersiz bir atmosfer kazandırıyor. Sadece anlatılana değil, anlatılma biçim…