Bugün bizim yüksek sanat ürünü olarak baktığımız ve ağır entelektüel sohbetlere layık gördüğümüz çoğu eser esasında zannettiğimiz kadar ulvi gayelerle kaleme alınmış değildir. Özellikle 18. ve 19. yüzyılın edebi ürünleri, spesifik olarak da roman, lafı doğrudan söylemek gerekirse para için yazılan ve
kısmen tefrikalar halinde yayınlanan bir türdü. Bununla birlikte roman hem fert hem de tarih ve medeniyet birikimi ile hesaplaşan bir edebi üretim biçimi halinde yükselişini hızla devam ettirdi. Batı’da yükselen romanın iki temel paradigma üzerine kurulu olduğu söylenebilir. Bunlardan birincisi fert ve ferdin içinde yaşadığı dünya ile alakalıdır. Modern dönemle birlikte birey artık bu koca dünyada yapayalnızdır ve kaçınılmaz olarak kendi başının çaresine bakmakla mükelleftir. Bu durum Robinson Crusoe ve Gulliver için ne kadar geçerliyse Pip için de o kadar geçerlidir. Tüm bu karakterler onun döngüsel niteliği belki de en önemli yanlarından birisidir. Romanın başkahramanı Pip, İngiltere’nin yoksul ve izbe bir bö…
Tam metin abonelikle açılır
Yazının devamını okumak için abone olun.
Abone ol