“Sinan’lar, Dede Efendi’ler, Fuzuli’ler, milli kültürümüz, mefahirimiz...” diye başlanılan ve kadim medeniyetimizin tarihine yönelik birbiri ardınca sıralanan mücella cümlelere hepimiz aşinayızdır. Elbette ismi zikredilen bu sanatçıların hatıraları iltifata şayandır ancak esas gaye sadece medeniyet inşasında mazide kalanları ululamak değil, bu kutlu mabedin
şantiyesinde çalışan bir işçi de olmak değil miydi? Kadim kültürümüzle rabıtamızın yeniden tesisi için şu noktada ilk yapılması gerekenin, lafzi bir övgü yahut sövgü sarmalına düşmeden İslam sanatlarının arka planındaki zihin dünyasını keşfe doğru yola çıkmaktadır. Bu düşünce ile (ki bu nispeten teleolojik ve yanlışlanabilir bir tutum olarak telakki edilebilir) yazılan Aşk Estetiği isimli eser, Beşir Ayvazoğlu’nun genç yıllarında kaleme aldığı ancak muhtevası bakımından oldukça olgun bir ilk eserdir. Yayımlanma tarihinin eski zamanlar olması ve Ayvazoğlu’nun birbirini takiben çıkan harikulade edebiyat eserlerinden sonra arka plana düşmesi; bu ana eserin yeniden hatırlara getirilmesi ihtiyacını hissettiriyor. Su…
Tam metin abonelikle açılır
Yazının devamını okumak için abone olun.
Abone ol