hafif yanmış patatesler, portakal kabuklarının usul usul yayılan kokusu, sobanın üstünde fokurdayan bakır demlik çay, poşetlerle tren vagonu gibi karda kaydığımız günler, mahalle aralarında akşam ezanıyla ara verdiğimiz oyunlar. Yaşadığımız her anın tadını tabağın dibini sıyırırcasına çıkardığımız günler. Peki ya dünden bize kalanlar? Dostumuzla birkaç gün evvel içtiğimiz sıcacık çayın içimizi ısıttığı o gün. Adım atmaya mecalimizin kalmadığı an tutunduğumuz omuz. Ya da içimizdeki baharın polenlerini etrafa saçtığımız vakitler, anılarımız. Dün değil, bir gün değil ama hepsinin toplandığı gün. Bazen bizi var eden anılarımızın beynimizde oluşabilecek bir hasar ile yok olup gittiğini düşünüyorum. Öyle sanıyorum ki…