Ehl-i kalp, Padişahın huzurunda olduğunun her an farkındadır. Aksi, gaflette yaşamaktır. Avamla havas arasındaki en belirgin fark da budur: Her an Hakk’la beraber yaşadığını, tüm hareketlerinde Hakk’ın gözetimi altında bulunduğunu bilmek, bunu bilerek yaşamak, bu yaşayıştan asla vazgeçmemek. Ehl-i dünya ise bunu
ancak ibadetlerinde, belki özel günlerde ve gecelerde, bayramlarda idrak edebilir. Bu idrakin bile ne kadar hakiki olduğu yine ehl-i kalbe göre şüphelidir. Aşıklar zümresi için uyku ya da uyanıklık hali fark etmiyor. Onlar her an Hakk’ın huzurunda olduklarının bilincinde hareket ediyorlar. Giderek hareketleri, sözleri, davranışları ve hatta düşünceleri de Hakk’tan oluyor. “Bir gece vakti uyumak için yattım, ayaklarımı da uzattım. Birden ses işittim. “Ey Bayezid! Padişahın huzurunda da böyle ayak uzatabilir misin?” diye seslendiler. Derhal ayaklarımı topladım.” diyor Bayezid-i Bestami. İmanı bu noktaya erdirince “Sultânü’l-Arifîn” diye anılıyor olsa gerek insan. İşte dokuzuncu yüzyıldan beri sufiler için zirve n…
Tam metin abonelikle açılır
Yazının devamını okumak için abone olun.
Abone ol