çarpmayın sakın. Yanaklarına doğru inerken enlenen suratına kondurulmuş gibi duran pos bıyığının altından muzır gülümseyişini taze kıydırdığı Lazkiye tütününün çeşnisiyle perdeleyen Ahmed Rasim, kıdemlilerin yeni muhbirleri -hayır o devirde muhabir değil muhbir tabiri kullanılıyordu- yine nasıl atlattığını müşahede ederek keyiflenmiştir belli ki. Kıdemliler ah yok mu onlar! Kimi de torpilleyiverir yeniyetmeleri. Bu meslekte mütekaitlik yoktur. Elden ayaktan düşeni yok değil; bu bir huy, ayakucundan soğukluk yüksele yüksele can çıkmadıkça çıkar sanma! Yatağa mahkum olsa, inme gelse, pencere önünden geçen veletleri çağırıp yine de havadisi alırlar. Iskartaya çıkarılırlarsa bil ki salası çoktan okunmuş, yunmuş kef…