Dünyanın acemisi olduğumuz günler çocukluğumuz. Her birimizin başka başka hatıraları vardır hayatımızın bu dönemiyle ilgili. O günleri özleriz bazen yahut bir vesileyle hatırlar, memnun bir tebessümle hatıralarımız arasına geri yollarız. Benim çocukluğumdan zaman zaman hatırıma düşen de babamla yaptığımız okumalardır. Hayır, planlı
programlı bir seyir halinde yapılan okumalar değil. Zuhurat gibi daha çok. Babam inşaat ustasıydı ve her beden işçisi gibi muhakkak çok yoruluyordu. Fakat bu yorgunluğunu bizlere aksettirdiğini zihnimi şöyle bir yokladım da hatırlamıyorum. Akşamları eve döndüğünde babam her evdeki akşam rutinlerinden sonra eline bir kitap alır okurdu. Bu kitap bazen bir Kuran-ı Kerim meali, bazen Nimet-i İslam, bazen de Hz. Ali Cenknameleri olurdu. Bir süre okur artık gözleri yorulduğunda beni çağırırdı yanına ve bana okuturdu. O zamanlar henüz çok büyük sayılmazdım. Olsa olsa on veya on bir yaşlarındaydım. Bazı kelimeleri anlamadan okuduğumu hatırlıyorum. Babam herhalde anlıyordu. Sezai Karakoç’un Çocukluğu Gibi Saydığım bu üç…
Tam metin abonelikle açılır
Yazının devamını okumak için abone olun.
Abone ol