Eğitim, insanlık tarihi boyunca toplumların en büyük meselesi olmuştur. Okul, mektep, maarif… İsimler değişse de yüklenen anlam hep aynıdır: Yeni nesli hayata hazırlamak, bilgiyi aktarmak, kimliği inşa etmek. Sokrates’in Atina meydanında sorduğu sorulardan Nizamiye medreselerine, Tanzimat mekteplerinden bugünün sınıflarına kadar eğitim, daima
yükselişin de çöküşün de merkezinde yer almıştır. “Bir yıl sonrasını düşünüyorsan pirinç ek; on yıl sonrasını düşünüyorsan ağaç dik; yüz yıl sonrasını düşünüyorsan insan yetiştir.” diyor Konfüçyüs. Bu söz, eğitimin çağlar aşan kaderini özetler. İbn Haldun’un “İnsan, tabiatı icabı medenidir.” cümlesi, bu medeniliğin ancak eğitimle kemale erdiğini gösterir. Cemil Meriç’in ifadesiyle “Maarif, milletin hafızasıdır.” O hafıza zayıfladığında toplum da yönünü kaybeder. Osmanlı aydınları da bu hakikati sıkça dile getirmiştir. Münif Paşa, “İnsanın gerçek terakkisi, ilim ve marifet iledir.” diyerek eğitimi imparatorluğun en acil meselesi ilan eder. Ziya Paşa, “Bir milletin efkâr-ı umumiyesi maarif ile tekemmül eder.” söz…
Tam metin abonelikle açılır
Yazının devamını okumak için abone olun.
Abone ol