varoluşsal bunalımlarını, kentin kaba kuvvetine ve duyarsızlığına yenilmiş kahramanları aracılığıyla gözlerimizin önüne seriyor. O kahramanlarda kâh kendimizi buluyoruz, kâh görümcemizi görüyoruz. Üstelik bunu tadımlık da değil, doya doya yaşatıyor okuyucusuna. Yazarın kıvrak zekâsını yansıtan birbirinden etkileyici öyküleri ise okuyucuyla buluşmak için sabırsızlanıyor.” Tabii ki Mehmet Erikli’nin Uzayan Kuyrukların Yasası isimli öykü kitabını bu şekilde cümlelerle tanıtmayacağım. Malum, ülkemizde kitap tanıtıcılığı/eleştirisi bu şekilde yapılıyor. Hele ki bu tanıtımı/eleştiriyi yapan, önünde elpençe divan durulan, sözüm ona “üstat” payesi biçilmiş ya da arkadaş hatırına çiğ tavuk yemeye hazır biriyse. “Acaba S…