Yaşama uğraşı içinde kitabın, okumanın, yazmanın hemen hiç görülmediği bir Anadolu ailesinde büyüdüğüm için, günün birinde bu olağanüstü dünyayla tanıştığımda ne yapacağımı bilemedim. Kitaplar aleminde ilk adımlarımı atarken acemilikle heves, bilgisizlikle iştah aynı anda ruhumu ele geçirdi; zifiri karanlıkta el yordamıyla ilerlemeye
çalışırken sağa sola çarpıp eşyaları deviren biri gibiydim. Okuma arzusuyla yanıp tutuşuyordum ama hem ne okuyacağıma dair fikrim yoktu hem de beş yüz yıl yaşasam ve hiç durmadan okusam bile bitiremeyeceğim kadar çok kitap vardı. Bu konuda danışabileceğim veya heyecanımı görüp yol gösterecek kimseler de yoktu etrafımda. Korku-gerilim romanlarıyla ağır felsefe metinleri, berbat çevrilmiş Fransız klasikleriyle İngiliz polisiyeleri, büyük rock gruplarının kariyerini anlatan kitapçıklarla Rus edebiyatının devleri aynı anda girdi hayatıma. Vahşi doğada haftalarca hayatta kalma mücadelesi verdikten sonra önüne sofra serilen biri nasıl yemek yerse ben de öyle okuyordum; herhangi bir sıra gözetmeden ve yediğimi ağzıma…
Tam metin abonelikle açılır
Yazının devamını okumak için abone olun.
Abone ol