İnsan en çok meçhulden korkuyor. Bilmediğinden, tanımadığından. Eş olmayı bilmezse evlilikten, ebeveynliği bilmezse babalıktan, çocuğunu tanımazsa evladından, kendini tanımazsa “aynalardan” korkuyor ve korktuğundan alabildiğine uzaklaşmak istiyor. “Bu memlekette insanlar belki de en çok baba sancısıyla inliyor.” Bu mısralardaki hakikati birçok insanın yüzünde,
sözünde ve hayatında gördüm. Kabul edelim ki babadan gördüğümüz gibi, bir kısmımız ise göremediğimiz gibi yetiştiriyoruz çocuğumuzu. Evlatlarımızla kurduğumuz ilişkide en zayıf yanımız empati oluyor çoğu zaman. Çocuğumuzun aklından ne geçiyor bilmiyoruz. Dahası bizim aklımızdan ve gönlümüzden ne geçiyor ondan da bihaberiz. “Biz babamızdan öyle gördük!” yahut “Biz babamıza böyle davranamazdık!” cümlelerine hapsediyoruz muamelatımızı. Babanın çocuğu ile oynadığı bir ailede yetişmediysek evladımız ile ilgilenirken, bir oyun oynarken mesaj gelmemiş olsa da telefona, boş olduğunu bildiğimiz halde mail kutumuza yahut sosyal mecralara bakma ihtiyacı hissediyoruz. İstemsizce, farkına bile varmadan… Babayla baş başa kal…
Tam metin abonelikle açılır
Yazının devamını okumak için abone olun.
Abone ol