yerine, sadece maddi arzuları karşılamaya yönelikti. Prof. Ashton buna “incik-boncuk kapitalizmi” diyordu. Ekonomimizin, büyük ölçüde aslında kimsenin gerçekten ihtiyaç duymadığı mal ve hizmetleri agresif bir şekilde pazarlamaya dayanan bir ekonomi haline dönüşmesi ve böyle bir ekonominin de sonunda çökmeye mahkûm olması nedeniyle büyük endişe duyuyordu. Bu, 1960’ların sonlarına doğruydu. Takip eden yıllar içinde durum daha da kötüleşti. Sonunda, tüm dünyadaki pazarlar doyum noktasına yaklaştı. Parakuta, “Para’nın Romanı” *Salih Mirzabeyoğlu, İbda Yayınları, İstanbul 1997, s. 163. Dün el sıkandan öbürüne geçen uyuz illeti gibi yayılan marksizm rüzgarı karşısında İslam’ın ona benzer olduğunu göstermeye kalkanlar…